AİLE VE ÇOCUK

BEDEN – ZİHİN – RUH’UN MUHTEŞEM BİRLİKTELİĞİ

 

 

Günümüz insanları olarak sürekli bir mutsuzluk, bir hastalık, bir umutsuzluk içindeyiz. Hasta oluyoruz ilaç kullanıyoruz iyileştiğimizi sanarken diğer hastalığın kapılarını açıyoruz. Mutsuz oluyoruz mutlu olmak için hayatın bize sunduklarını alıyoruz, almak için daha çok çalışıyoruz, çalıştıkça ürettiğimizi düşünüyoruz ama mutluluğu yine de satın alamıyoruz. Çalıştığımızda zihnimizin geçmişe dair ürettiklerini durdurabileceğimizi zannederken, duymadığımız her duygu sanki kapımızı daha çok aşındırır hale gelip üzerimize üzerimize yürüyor ve biz hepsinin altında kalıyoruz. O zaman biz modernitenin bize getirdiği çalışmak, almak, tüketmek, sabretmek, daha çok çabalamak hepsini yaparken neden bu içimizdeki mutsuzluk ve hastalıktan bir türlü kurtulamıyoruz?

 

Modern çağ gelirken insanı kategorilere ayırdı ve tıp gelişirken insanı görebildiği göremediği olarak parçalara böldü. Hastalıklar; göremediklerim iç hastalıklar, görebildiklerim cilt hastalıkları, hislere dayalı ruh hastalıkları. Ancak hislerimin de tedavisinin yolu ne yazık ki kimyasal ortamlarda üretilen iki ilacın içerisinde saklı olduğuna inanılırken bedenleşen bir çok hastalığın dahi altında ruhumun yattığı ve bir bütün olduğum gerçeği sanırım bu bölümde kaybedildi. Beden bir çok duygunun somutlaşmış halidir. Zihin duygularımın bir çoğunun düşünce haline gelmesidir. Ruh ise hisseden, bilen ve insan olmanın gerekliliklerine en uyumlu şekilde yaratılmış, ancak soyut olduğu için elle tutmakta zorlandığımız ana parçamızdır. Ve bütün fabrika ayarlarımızın yüklü olduğu kısım da burasıdır. İşte asıl mesele de burada başlıyor. Ruh fabrika ayarlarına uyumlu gönderiliyor gönderilmesine ancak insanoğlu olarak bizler gerek zamanın gerek ise toplumun gerekliliklerine uyum sağlamak için daha küçük yaşlardan itibaren ruhu bozmaya onu kalıplara sokmaya çalışıyoruz. Ana ihtiyacı sevilmek olan bu muhteşem yapıyı olmamış bir kavram olan ‘başarı’ uğruna üzüyor, kırıyor ve hatta parçalıyoruz. Elalem ne der derken içteki yapıyı en olmayacak şekilde, kullanma kılavuzuna ters kullanıyoruz. Küçük bir çocukken korkarak ağladığımız anda, güçlü görünmemiz başarıymışçasına duygularımız yok sayılarak ‘ağlamamamız’ salık veriliyor. Freud’un dediği gibi ‘’Hastalık, topluma uyum sağlama çabasında ortaya çıkar’’ Yine kılavuza ters bir uygulama ile sinyal vermek yerine insanoğlu bunu uyarı olarak zihine bir bilgi olarak gönderiliyor. ‘Duygularını yaşamak iyi bir şey değildir.’ Sonra bastırılmış duygular üst üste gelirken oluşturduğumuz kulede ‘hissetmediğimiz’ duygular kızgınlıkları, öfkeyi, nefreti ya da tutukluğu getiriyor. Bu da otomatik düşünce oluşturuyor ve hayatı da bu otomatik düşünceler üzerine yaşamaya başlıyoruz.  Seviyoruz ama sevdiğimizi hissetmeden, alıyoruz ama ne aldığımızı bilmeden… Çünkü bize ilk öğretilen, ayarlarımızı kendine çevirenler dedi ki ‘duygularını yaşama, sadece söylenenleri uygula’ Bu nedenle beklentimiz olan başarı da mekanik işlere yönelirken aslında başarının bile altında duygusal zekanın olduğunu, testler ile yapılan ölçümlerin kayıp bilgiler olduğunu, hayatımız boyunca IQ puanımızla değil içimizde hissetmek istediğimiz insan olma çabasıyla yaşayacağımız hep ama hep arka planlarda kaldı.

O kadar arkada kaldı ki yaşama gelme amacımızı biz unuttuk ama otomatik pilotta olan zihnimiz ve ruhumuz asla unutmadı. Unutmayan ruh ve oluşturulmuş zihin kendini sürekli size hatırlatmak isterken sonunda 12 yaş öncesi çocukların anladığı gibi olayları somutlaştırdı ve bedeninize hastalıkları bir ‘kurtarıcı’ çağrı olarak göndermeye başladı. Sense onları susturmak için bastırmaya yarayan ve yine fabrika ayarlarına ters bir şekilde yeni nesil ilaçlar ile üstüne gittin, gittikçe o daha çok çoğaldı, çoğaldıkça sen daha çok çabaladın, çabaladıkça kısır döngüye girdin. Sonuç uğraşla geçmiş bir ömür hastalıklar ile son buldu. O zaman bu kadar muhteşem yaratılmış bir yapının hastalıklarının üzerinde ruhun hissetiklerinin ve hatta hissetme dediklerinizin bile etkisinin olmayacağını söyleyebilirsiniz ki?

Aldığınız bir makinayı nasıl kullanmadan önce kullanma kılavuzunu okuyup kullanıyorsak, yeni nesile kılavuza uygun yetiştirmek, kendimize ait olan kılavuza ters olanları da bulmak ve değiştirmek hastalıkların asıl çaresi oalcaktır. Vücut sadece ve sadece kılavuza artık fazlasıyla ters olan uygulamanın acil bütün çağrısının yandığı lambadır. O nedenle asıl çözüm ruhun hissettiklerine kendini bırakmaktır.

En Çok Okunanlar

Üste Git