AİLE VE ÇOCUK

UZUN SÜRE ANNEDEN AYRI KALAN ÇOCUKLAR

 

 

Bir insanın hayatı boyunca ilk doğduğu yıllarda ki anne – baba sının kucağında geçirdiği o müthiş anları aradığını biliyor muydunuz ? Bu koşulsuz zamanların hayatımızın tümüne etki edebileceğini, üzüntü anlarında dahi kucak ya da anne karnındaki pozisyonu aldığımızı? Peki bu anları “iş “ ler dolayısıyla en aza indirmenin, geçirebileceğimiz uzun saatler varken bu zamanı çocuğumuzun başkaları ile geçirmesine mecbur bırakmanın oluşturacağı zararı?

 

ÇOCUKLARIN ANNEDEN UZUN SÜRE AYRI KALMANIN PSİKOLOJİSİ

 

Bir insanın en çok sevgiye ihtiyaç duyduğu zamandır çocukluk dönemi. Bir çocuk ilk yıllarını ne kadar annesinin ve babasının kucağında geçirdiyse ruhen o kadar dingin olur. Size ihtiyaç duyduğu anlarda kucağınıza alıp onu sakinleştirmeniz kişiliğinin en önemli taşıdır. Bizlerinde bu hayat içinde en çok zorlandığımız anlar stres ve üzüntü anları değil midir? Yatağa yatıp anne karnındaymış gibi pozisyona bürünmez miyiz ? Çocuğunuzun da ileriki hayatında bu ihtiyacı duyumsamaması için ilk yıllarını anne ve baba ile geçirmesi büyük önem taşır. Sevgi ve ilgi ne kadar muhteşem olursa olsun annesinin kokusuna alışık olan çocuğa yabancı gelir. Ya da tam bakan kişiye adapte olan çocuğun gece yanından ayrılmasını düşünelim. İlk yıllarda çocuk birincil süreç düşünür. Yani anne işe gitti, geri gelecek tanımını ne yazık ki bilmez. Anneyi görüyorsa anne var, görmüyor ise anne yoktur. İşte bu noktada bakan kişiyi anne kabul eden bebeğinizi gece ondan ayırdınız. Çalışan anne olmak elbet zor ancak bir de bebeğiniz açısından bakın. İş saatleri oldukça uzun bir de trafik olan bir şehirde yaşıyor iseniz bu saatler daha da uzuyor. Sabah 6.30, akşam 8. Evet evet İstanbul ‘da çalışma saatleri bu. Bu çocuk kaçta uyuyor 10. Hadi bilemediniz 11. Zaten erken kalkan annenin uykusu gelecektir o saate kadar. Sonra çocuklar uyumuyor deniliyor. Bu çocuk anneyi ne kadar görüyor ki uyusun. Sana olan özlemini 3 saat içinde gidermeye çalışıyor ve anne bu saatler içinde bir de ev işi yapıyor. Yani çocuk için gündüz annesi, gece annesi var. Kokusuna, tenine alışık olduğu anne doğru düzgün oynayamadığı gece annesi. Gerçekten çalışan anne olmak değil, çalışan anne çocuğu olmak zor bu devirde. Bir arkadaşım bütün bu isyanlardan sonra zor bir kararla işi bırakmıştı. “ Çalışmadan da oluyormuş “ demişti. Evet biraz kısıtlamalar ve fedakarlıklar ile birlikte tabiki oluyor. Biz kendimiz için çalışıyoruz, ev almak için, araba almak için, çocuğumuza daha çok oyuncak almak için…Bahanemiz çok. Ancak karar bizim kararımız çocuğum için çalışıyorum bahaneside bizim üretimimiz. Bİr anne olarak bende çalışıyorum ancak kalan zamanımın çoğunu kızımla geçiriyor, kendimi ve onu bu sevgiden mahrum bırakmıyorum. Eve gelince ev işi yok, zaman planlamaların çoğu onunla yapacağım işler üzerine.

 

Child painting at easel in school. Teacher help.

Anne ile Çocuğun Ayrı Kalması

İşte ilk yılların böylesi önemli olduğu bir noktada bir çocuğu annesinden uzun süre ayrı kalması onun duygusal gelişimini olumsuz etkiler, bazen ciddi hasarlara sebep olabilir. Zira çocukluk döneminde bir duygusal yakına ‘güvenli bağlanamayan’ kişiler yetişkinlik döneminde ‘güvensiz’ bir hayat sürer. Hem küçüklükleri hırçınlık ve söz dinlemezlik içinde geçer, hem de yetişkinlik yılları problemli olur. Annesine güvenle bağlanamayan kişi, eşine de güven içinde kendisini teslim edemez. Hep, bir yanı kendisini korumak üzere kenarda durur. “Ne olur ne olmaz, dünyanın bin bir türlü hâli var” diyerek en yakınlarından bile kendini korumaya çalışır. Ve hayatın bir savaş üzerine kurulu olduğunu her fırsatta dile getirir, kendi hayatını da o anlayışla kurgular; eşi ile savaş, işi ile savaş, komşu ve akrabaları ile savaş… Böylesi kişiler hayatlarında başarılı olsa da ruhen hep bir tükenmişlik içindedir. Tahammül güçleri zayıftır, her an patlayacak bir bomba gibidirler. Anne ve babasının ilgisini evdeki “şebeklik”leri ile kazandıklarını için dış ortamda sürekli “şebeklik” yapma gereğinde hissederler. Yalnız kaldıklarında kendi kendilerine yetemez, bu yüzden de yalnız kalmak istemezler.

 

Bizim neslimizin içinde bulunduğu durum anne var ama ev işleriyle o kadar meşgul ki anneye sahip olamamış en azından bir anane, babane olmuş ancak baskılanmış neslin sorunları. Bizim çocuklarımızın ise sorunları daha ağır şekilde geliyor. Hem anne yok, yabancı var, anne var iken de düzen bozulmasın diye baskı var. Bu şartlar altında “güvenli” ve “huzurlu” bir toplum oluşturmak ne kadar mümkün?

aglA

En Çok Okunanlar

Üste Git